Osmanlı’da Kediye Ne Denir?
Evet, bir “kedi” sorusu, ancak Osmanlı üzerinden… Hani bazen sabah kahvesi içerken düşündüğümüz türden, “Acaba Osmanlı’da kediye ne denirmiş?” gibi bir düşünce, aslında bir bakıma hem komik hem de derin bir anlam taşır. Çünkü bizler, 25 yaşında, İzmir’de yaşayan, her türlü durumu eğlenceye çevirebilen, ama bir o kadar da kafasında felsefi sorulara takılabilen bir nesil olarak, Osmanlı’da kedi olma hâlini kafamızda pek canlandıramıyoruz. Hadi gelin, biraz eğlenelim ve bir yandan Osmanlı’da kedilere bakış açısını keşfederken, günümüzle de birleştirelim.
Osmanlı’da Kedi, Şimdi Ne Oluyor?
Şimdi, bir Osmanlı’da yaşayan biriyle karşılaşsaydık ve ona “Ya, senin kedin var mı?” deseydik, ne cevap alırdık, tahmin edebiliyor musunuz? “Vardı evlat, o zamanlar kediler köşklerimizde, cumbalı odalarımızda yer bulur, her biri sarayda birer padişah gibi yaşardı” derlerdi, büyük ihtimalle. Osmanlı’da kedilere özel bir sevgi vardı, kimse kediyi sokakta başıboş bırakmazdı. Bazen misafirliğe gittiğimizde bile evin içinde dört dönüp duran kediler vardı, öyle ki, “Kedinin var mı?” sorusunun cevabı neredeyse “Evin var mı?” sorusuyla eşdeğerdi.
Ama, çok da ciddiye almayın, çünkü gerçek şu ki, kedilere olan bu sevgi gerçekten derindi. Hem o kadar derindi ki, zaman zaman kediler, kediye dostluk yapmaya çalışan insanlardan bile daha fazla ilgi görüyordu.
Peki, Osmanlı’da kediler neyle tanımlanıyordu?
Kediye Osmanlı’da “Kedi” Denir miydi?
Gelin, bu kedi olayı biraz daha derinleşsin. Osmanlı İmparatorluğu’nda kedilere basitçe “kedi” demek ne kadar mantıklı olurdu? Aslında, bu soru bile bir kültürün derinliklerine inmeye yetiyor. Osmanlı’da “kedi” kelimesinin kökeni Arapça “katta” kelimesine dayanır. Ancak, sokak kedileri ya da daha farklı kediler için bazen kullanılan “serçem” ya da “mihrimah” gibi isimler de vardır. Bu isimler, kedilerin genellikle zarif, asil ve uysal doğalarına gönderme yapar. Eğer bir Osmanlı sofrasına otursaydınız, kediye hitap etmek için “serçem” demek, belki de en zarif şekilde onu çağırmanın yoluydu.
Ama tabii ki, asıl mesele kedilere verilen isimlerden çok, Osmanlı’da kedilere gösterilen ilgi ve saygıydı. Bir yanda sarayın içinde dilediğince dolaşan kediler, diğer yanda sultanların onlara verdiği değer… Kediler sadece evcil hayvan değil, kültürün bir parçasıydılar. Belki de “kedi” sadece bir kelime değil, aynı zamanda bir yaşam biçimiydi.
Kediye Olan İlgi ve Osmanlı’da Efsaneler
Birçok Osmanlı şehrinde kedilere ve sokak hayvanlarına oldukça özel bir sevgi gösterildiğini biliyoruz. Üstelik bu, sadece evlerde değil, sokaklarda, camilerde ve külliyelerde de kendini gösteriyor. Efsaneye göre, bir gün bir kediyi camiye almak isteyen bir Osmanlı sultanı, onun rahatsızlık vermemesi için kadılara özel bir ferman çıkartmış. Tüm camilere kedilerin girmesi serbest bırakılmış ve cami halıları üzerine uyumalarına izin verilmiş. Hatta, kedilerin en çok tercih ettiği alanlardan biri de büyük camilerin içleriydi. Tabii, bu durumu duyduğumda aklıma şöyle bir diyalog geliyor:
“Oğlum, kedi camiye niye girecek?!”
“Bak, bizde kediler en az senin kadar saygın, onlar da biraz huzur istiyor.”
Evet, kedilere gösterilen bu ilgi sadece evlerde değil, toplumun her kesiminde yaygın bir olguydu. Gönüllü olarak sokak kedilerine bakmak Osmanlı’da çok yaygındı. Ama, gel gör ki, ben hala sokakta bir kedi gördüğümde ona “Mihrimah” demeyi düşünüyorum, acaba kedi bana bir bakar mı?
Osmanlı’da Kedi, İstanbul’un Simgesiydi
Buna da bak! Kediler, Osmanlı’da İstanbul’un simgesi haline gelmişlerdi. Çünkü o dönemde İstanbul’da kediler, adeta sokaklarda gezip insanlarla sohbet eder gibi bir ruh halindeydi. Öyle ki, bir zamanlar bir İstanbul sultanı, “İstanbul’un kedisi ne zaman kaybolursa, İstanbul kaybolur!” diye bir deyim bile oluşturmuştu. Her kedi, kendi karizmasını İstanbul’un her köşe başında yaşatıyordu.
Bunları düşündükçe, “Ben de bir İstanbul kedisiyim” dedim. Bir kedi gibi dolaşırken İstanbul’da sokaklarda, kedilere bakıp, “Yahu, siz ne kadar da huzurlusunuz” diyordum. Sonra içimden gelen bir ses, “Evet, ama hiç de felsefi değilsiniz. Sadece bir kedi gibi geziyorsunuz ve bu, yeterince derin” dedi.
Kedi ve İnsan Arasındaki İlişki: Osmanlı’dan Günümüze
Bugün, kedilere olan ilgi her geçen gün artıyor. Sokaklarda, kafelerde, evlerde kedilerle vakit geçirmek, sanki bir sosyal statü sembolü haline gelmiş gibi. 25 yaşında bir genç olarak, bazen kedilerle kurduğum ilişkileri düşündükçe, Osmanlı’daki o asil tavırlara hayran kalıyorum. Çünkü bir kedinin bakış açısı öyle derin ve anlamlı ki, bir bakışla ne hissettiğini, ne düşündüğünü anlayabiliyorsun.
Bazen kedilerle sohbet etmek istiyorum ama, ne yazık ki onlara “Kediciğim, senin Osmanlı’daki gibi asil bir ismin vardı, ne oldu?” diye soramıyorum. Kafamda “Mihrimah”ı tekrar tekrar mırıldanarak, “Günümüz kedileri biraz daha rahat yaşar gibi, değil mi?” diye düşünüyorum.
Sonuç: Kedi ve Osmanlı’daki Duruşu
Bir Osmanlı kedisi olmak, bir bakıma kendini sarayın penceresinde güneşlenirken görmek gibiydi. Huzurlu, asil ve etrafına sevgi dolu bir şekilde bakarak… Kediler sadece evcil hayvan değil, aynı zamanda Osmanlı’daki yaşam tarzının bir parçasıydılar. Bugün, bir kediye bakarken içimde bir hayal canlanıyor. “Osmanlı’da kedilere ne denir?” sorusunu sorarken, belki de “Serçem” demek gerekiyor. Gerçekten bir kedi, her zaman için kendi hayatını kendisi yöneten, asıl bir varlık.
Evet, biraz da içten içe kedilere hayranlık duyduğum bir yazı oldu. Ama kabul edelim, kediler sadece bizim değil, Osmanlı’nın da gözbebeğiydi. Şimdiye kadar düşündüklerimden biri de şu: Eğer bir gün tekrar Osmanlı’da yaşasam, kedilerle muhtemelen oldukça yakın bir dostluğum olurdu.